Türk Dünyası İnsan Hakları Derneği Başkanı Ömer Hayali, insan haklarını masa başı raporların dar kalıplarından çıkarıp sahaya, vicdana ve tarihsel hafızaya taşıyan isimlerden biri.
Hayali ile Türk Dünyası’nda insan haklarının dünü, bugünü ve geleceğini konuştuk.
Haber: Savaş Erman
İnsan hakları çoğu zaman Batı merkezli raporlar, soyut kavramlar ve sahadan kopuk değerlendirmeler üzerinden ele alınıyor. Ancak Ömer Hayali’ye göre insan hakları; yalnızca metinlerde değil, vicdanda, hafızada ve yaşanmışlıkta karşılık bulduğunda anlam kazanıyor.
“Bu Dernek Bir Tepkiyle Değil, Bir Sorumlulukla Kuruldu”
Türk Dünyası İnsan Hakları Derneği’nin kuruluş gerekçesini anlatan Hayali, meselenin yalnızca ihlalleri tespit etmekten ibaret olmadığını vurguluyor:
“Türk Dünyası İnsan Hakları Derneği, Türk milletinin ve diğer toplulukların dünyanın her yerinde uğradıkları haksızlıklara karşı, ulusal ve uluslararası hukuk çerçevesinde hak arama mücadelesi vermek amacıyla kuruldu. Biz bu işi bir refleksle değil, tarihsel bir sorumluluk bilinciyle ele alıyoruz.”
Hayali’ye göre her coğrafyanın insan haklarına kendi bölgesinde sahip çıkması, evrensel ölçekte ihlallerin azalmasının da temel şartı.
“Türkler, Tarihte En Fazla Soykırıma Maruz Kalan Milletlerden Biri”
İnsan hakları alanında çok sayıda yerel ve uluslararası yapı bulunmasına rağmen Türk Dünyası İnsan Hakları Derneği’ni özgün kılan yönleri sorduğumuzda Hayali, tarihin görmezden gelinen sayfalarına dikkat çekiyor:
“Dünyada en fazla insan hakları ihlallerine ve soykırımlara maruz kalan milletlerden biri Türk milletidir. Çerkes sürgünü, Ahıska Türkleri, Kırım Tatarları, Kerkük, Hocalı, Karabağ, Bosna ve Srebrenitsa… Bu acıların büyük bir kısmı dünya tarafından ya görmezden gelindi ya da sessizlikle geçiştirildi.”
Hayali, bu sessizliğin yalnızca siyasi değil, aynı zamanda ahlaki bir kırılma olduğunu ifade ediyor.
“Sessiz Kalmadık, Bedel Ödemeyi Göze Aldık”
Derneğin sahadaki duruşuna da değinen Hayali, 2006–2009 yılları arasında Gazze’de yaşananlara dikkat çekmek amacıyla İstanbul’daki İsrail Konsolosluğu önüne siyah çelenk bırakan ilk sivil toplum kuruluşu olduklarını hatırlatıyor:
“O dönem birçok insan hakları kuruluşu sessizdi. Biz sessiz kalmayı tercih etmedik. Çünkü insan hakları, risk alınmadan savunulacak bir alan değildir.”
Türk Dünyası İnsan Hakları Derneği ’nin Birleşmiş Milletler Mülteci Komisyonu üyesi olması da, meseleleri uluslararası platformlara taşıma konusundaki kararlılığını ortaya koyuyor.
Beş Temel İlke Üzerinden İnsan Hakları
Ömer Hayali, derneğin insan hakları anlayışını beş temel başlık altında özetliyor:
“Birinci ve temel hak yaşam hakkıdır. Ardından sosyal haklar gelir; eğitim, sağlık ve barınma. Kültürel haklar, ekonomik haklar ve siyasal haklar ise bu yapının tamamlayıcı unsurlarıdır. İnsan hakları bireysel gibi görünür ama özü itibarıyla toplumsaldır.”
Bu nedenle hiçbir bireyin ya da grubun, kendi menfaati için toplumun genelini rahatsız edecek veya başkalarının yaşam hakkını ihlal edecek bir tutum sergileyemeyeceğini vurguluyor.
“Nerenin Türkü’sün?” Sorusu Bir Zihniyet Sorunudur
Türk Dünyası’ndaki parçalı algıya da değinen Hayali, çarpıcı bir örnek veriyor:
“Bir Alman’a ya da İngiliz’e nerenin insanı olduğu sorulmaz. Ama iki Türk karşılaştığında ‘sen nerenin Türkü’sün’ diye sorar. Oysa Türkiye’den Azerbaycan’a, Kırım’dan Doğu Türkistan’a kadar uzanan, coğrafi değil ama tarihsel ve kültürel bir Türk Dünyası vardır.”
Bu bilincin güçlenmesinin, insan hakları mücadelesini de daha sağlam bir zemine oturtacağını belirtiyor.
“Yaradan’dan Dolayı, Yaratılanı Severiz”
Röportajın sonunda Ömer Hayali, Türk Dünyası İnsan Hakları Derneği ’nin nasıl anılmasını istediklerini şu sözlerle ifade ediyor:
“Biz yalnızca Türklerin değil, dünyadaki tüm mazlumların haklarını savunan bir kuruluş olarak bilinmek istiyoruz. ‘Yaradan’dan dolayı, yaratılanı severiz’ anlayışıyla hareket ediyoruz.”
Vicdanı Merkeze Alan Bir Duruş
Ömer Hayali’ yi farklı kılan temel özellik, insan haklarını bir kariyer alanı değil, bir vicdan meselesi olarak ele alması. Bugün Türk Dünyası’nın ihtiyacı olan şeyin, yüksek sesli sloganlardan çok, sahici ve bedel ödemeyi göze alan duruşlar olduğunu savunuyor.
Çünkü adalet, çoğu zaman yalnız kalmayı göze alabilenlerin omuzlarında yükseliyor.
ÖZEL HABER: İnsan Haklarının Türkçe Konuştuğu Bir Hat: Ömer Hayali ile Türk Dünyası Üzerine