2026 VE TAKİP EDECEK YILLARIN RİSKLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
2026 yılına girmiş bulunuyoruz. Her şeye rağmen yeni yılın ve önümüzdeki yılların öncelikle Türkiye, Türk Dünyası ve insanlık için hayırlı istikrarlı ve huzurlu günler getirmesini dileriz. 2026’nın sınır işgallerinin ve çeşitli belirsizliklerin olmadığı bir dönem olmasını da dileriz. İçinde bulunduğumuz şartlar dolayısıyla 2026 yılının geçen yıldan daha iyi, ülkemizde ve Dünyada daha iyi şartlar getireceğini pek ileri süremeyiz. İçeride ve dışarıda karşılaşılan sorunlar öyle üzücü ve düşündürücü, hatta beklenmeyen temeller atmıştır ki kolay kolay onların etkilerinden önümüzdeki yıllarda da kurtulabileceğimizi kolay kolay söyleyemeyiz.
II. Dünya Savaşından günümüze kadar refah, huzur ve istikrar getireceği zannedilen geçen yıllar ülkeler arasında sıcak savaş örneklerini doğurmuş ve kargaşalı, üzüntü ile dolu günler geçirmişizdir. Son yıllarda ise sıcak harbin yerine soğuk harp rüzgarları esmeye başlamıştır. Rusya ve ABD birçok konuda anlaşabilmelerine rağmen, sık sık nükleer bomba düğmelerini kullanabilir bir hava estirmişlerdir. Adeta pamuk ipliği ile tutan barış şartları insanlığı memnun etmemiş, huzursuzluklar yaratmıştır. Bilhassa II. Dünya Savaşı sonrası harplerin doğurduğu insan kaybı, ailelerin dağılması ve çalışma hayatının düzeninin bozulması Dünyayı büyük bir deprem gibi sallamıştır.
Birçok dalda sorunları çözmek için ve Dünya düzenini sağlamak amacı ile birçok milletlerarası kuruluş ortaya çıkmış ve Dünyayı ümitvar kılmışsa da bu kurumlar yıllar geçtikçe fonksiyonel değerlerini kaybetmişler, bazen hiç tanınmaz hale gelmişler, bazen de süper güçlerin emirleri altında kullanılmışlardır. Sıcak harbin zamanla soğuk harp haline dönmesi, bazen de Dünyayı şaşırtmış sıcak harp tehlikesini ortaya dökmüştür.
Ülkemizin bulunduğu Ortadoğu kaynayan bir kazan gibidir. İsrail’in Mısır’a saldırması, İsrail’in bölge ülkelerine büyüme amacıyla yüklenmesi İran, Irak savaşı, Yunanistan’ın açık Türk düşmanlığı ve Batı’dan destek bulması, İsrail’in komşu ülkelerin topraklarına el koyması, Filistin’i yutmaya çalışması, son yıllarda Filistin’e ve bilhassa Gazze’ye uyguladığı soykırım, İsrail adlı cinayet şebekesinin asıl yüzünü ortaya çıkarmış, insanları ilaçsız, yardımsız ve açlık içinde bırakmıştır. Binlerce insanın ve sivilin katledilmesi ve bilhassa ABD tarafından bu katliamları, bina bombalamalarının teşviki 2024 ve 2025 yıllarında insanlığın yüz karası olmuştur. Sözde barış için kurulmuş kuruluşlar olup biteni utanmadan seyretmişlerdir. Haklı olan değil; güçlü olan kazanmıştır.
Çokuluslu şirketlerin ideolojisi olan küreselleştirme politikaları ile birçok ülke uyuşturulmuş ve adeta esir alınmıştır. Milli devlet ve üniter yapılarla mücadele bu dönemde artırılmış, emperyal güçler birçok ülkeyi esir almış, küreselleştirmenin ideolojisi olan çokkültürlülük tezleri ülkeleri çorbaya çevirmiş, ülkeler “ufalan da gel” tuzağına düşürülmüştür. Suriye’de olduğu gibi üniter devlet yapısı adem-i merkeziyetçilik ve demokratikleşme adı altında federal bir yapıya zorlanmışlardır. Terörü bizzat ABD desteklemiş ve Ortadoğu’da sınırlar değiştirilmeye çalışılmıştır. Bu ülke sözde müttefiki, Türkiye NATO içinde en güçlü ülkelerden biri olmasına rağmen, terör örgütü PKK’yı kara gücü olarak görmüştür. Türkiye 40 seneye yakın bir süre içinde teröristlerden çok kendisine saldıran Batılı ülkelerle mücadele etmiştir. Suriye’de merkezi yönetimin olmaması demokratikleşme olarak yutturulmaya çalışılmıştır. İsrail işgali her tarafa sıçratılmıştır. PKK terör örgütünün Türk askeri tarafından perişan edilmesine rağmen Kuzey Irak’ta Türkiye’ye karşı egemen bir Kürt Bölgesi kurulmuş; Suriye’nin kuzeyinde de bu gerçekleştirilmek istenmiştir. Suriye’deki Esad rejiminin devrilmesinden sonra yeni bir yönetim doğmuş ve bu yönetim PKK terör örgütü ve sık sık ismi değiştirilen terör örgütleriyle masaya oturtulmuştur. 10 Mart mutabakatı adını taşıyan belge taraflarca imzalanmış olmasına rağmen, Suriye’deki terör örgütü imzanın gereğini yerine getirmemiştir. Türkiye’nin aslında bütün bölge için düşündüğü “terörsüz Türkiye” çalışmalarında da işi uzatmak hüner sayılmıştır. Türkiye’nin gayet insani ve medeni tekliflerine rağmen, iş yokuşa sürülmektedir. TBMM bünyesinde kurulan çoğu partinin yer aldığı DEM’in de içinde bulunduğu komisyon 10 Mart belgesine rağmen, Türkiye ile pazarlığa yeltenmişlerdir. Suriye PKK’sı sınır kapılarını tutmaya çalışmış ve örgüt mensuplarının Suriye ordusuna entegrasyonunu nedense bir türlü kabul edememiştir.
Bilinmesi gereken bir gerçek de Türkiye’nin uzun yıllar terör örgütü ile yaptığı mücadelenin bir savaş ilanı değil; milli birlik ve bütünlüğünü korumak için yasal mücadelesidir. Biz kimseyle savaşmadık ki, şimdi barışalım. Savaş ve barış belirli devletler arasında olur. Anlaşılan terör örgütü perişan olurken Türk askerinin kullandığı silahlardan ve kurşundan henüz doymamış olmasıdır. Örgüt ve çeşitli kolları malum çevrelerce Türkiye’ye karşı şımartılmıştır. Yukarda geniş bir şekilde ele aldığımız sorun çerçevesi henüz aşılmış olmadığından 2026 ve takip eden yılların geçmiş yıllardan farklı olacağını söyleyemeyiz. Ayrıca Akdeniz’de Türkiye’nin yasal sınırlarını ve Libya ile yaptığı önemli antlaşmayı kabul edemeyenler Akdeniz’i karıştırmak için Yunanistan, İsrail, Güney Kıbrıs Rum Kesimini birliğe zorlamışlardır. Türkiye milli menfaatlerini korumak, sözde dost gözüken ülkelerin tuzaklarını yıkıp aşmak zorundadır. Bu güce de sahiptir. Ancak dış baskılara, sözde dost ve müttefik ülke zorlamalarına rağmen, gerekeni yapmak zorunda ve yeni yüzyıllara varmak durumundadır.